ilçnegil-a DÜN DÜNDE KALDI CANCAĞIZIM BUGÜN YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM..hayyam

Hakkımda

hEr sAbAh gÜnEş dOğUnCa, bAşLaR yEnİ bİr gÜn... aRtIk eRiŞiLmEz bİr dÜşTür,nE vArSa dÜnDe yAşAdIğIn vE gÖrDüĞüN...


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler


Arkadaşlarım


aligencli
23martdunyadidimlilergunu
ykgscsagg
alligenclli

TÜM LANETLER BİR GÜN İHANETLERİN ÜSTÜNE YAĞACAK!

KAR
ŞIN
DAKİ
KAŞARLIYSA,
NE
YE
YA
RAR
SENİN
ROMANTİKLİĞİN?

Tarih: 19:24, 15/1/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

NE GÜZEL GÜNLERDİ...HER GÜZEL ŞEY GİBİ SONA ERDİ...






NE GÜZEL GÜNLERDİ...
HER GÜZEL ŞEY GİBİ SONA ERDİ...



Tarih: 14:18, 5/1/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

bayramlar barış günüdür...tüm küskün gönüllerde barış çiçekler

 




b
ayramlar  barış günleridir...

tüm küskün gönüllerde  barış çiçekleri açsın...

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

                                 ilçnegila

 





ALDIRMA  REİS

 

Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, so
ğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne ü
şüyorduk ha,
Yalan yok, polisler de ü
şüyordu
Onaltı ya
şındaydım
Her
şeyi bükecek bileğim vardı
Onaltı ya
şındaydım
Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri, okulda co
ğrafya defterimin arkasına
Senin için
şiirler
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
Onaltı ya
şındaydım
Ne senin haberin oluyordu
şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdi
ğim harflerimden
Onaltı ya
şındaydım
Yalan yok
Ben yazmaya böyle ba
şladım
Co
ğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüre
ğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti
Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum
Kocaman laflar ediyorum
Mar
şlar biliyordum
Kitaplar okuyordum
Ko
şarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
İstanbul'u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar ö
ğreniyordum
Meydanlarda toplanıp ba
ğırıyordum
Herkes gibiydim
Herkes kadar cesur
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı
Yetmi
şdokuzun kışıydı
Sertti so
ğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu
A
ğzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken
Haliç'in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu
En güzel
şiirleri de ben yazıyordum oysa
Co
ğrafya defterimin arkasına
Bunu kimse bilmiyordu
Sizin evin duvarına "kahrolsun" diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına birkez olsun
"Seni seviyorum" diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle
şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmi
şdokuzun kışıydı
Sertti so
ğuktu
İstanbul'a kar yağıyordu

 

İBRAHİM   SADRİ









ADIYİTİK

 

İstekli mi geldim sanıyorsun

ben bu dünyaya,

bakıp da

bu kendimle barışık yaşantıma ?

Terin tuzu karışırken

sevdalı bakışlarıma,

yalnızlıklar kuşatırdı gün doğumlarımı…

 

Alacaklıydım,

alacaklıydım bu dünyadan.

 

Alacaklıydım yaşamadıklarımı,

yitik sevdalarımı

alacaklıydım…

Yenilgiler

kuşatırken örselenmiş bedenimi,

kimse,  kimse tutmadı

uzanan ellerimi…

 

Hüzün kıyılarında

el sallarken çocukluğum…

 

Kıyısız kentlerin yağmurlarında

ıslanırdım yalınayak…

Aydınlatırdı çocuk odamı

göğe çizdiğim yıldızlar,

gidince umut yüklü trenler,

boşalırdı

resimlerimde

demirden raylar…

 

Hangi ayak izinde kaldı çocukluğum?

 

Gelecek düşlerim

hangi yolun kıyısında bekliyor

gecenin son otobüsünü?

 

Erişilmesi güç özlemleri,

hangi ebabil kuşu yükledi kanadına

Benim mi bu çığlık ki

yıldızlara erişir?

 

Yarının kavgası yitirir gücünü

düşen her takvim yaprağıyla.

Kaç yıldız çarpar acılarıma

şaşırıp da yolunu?

Bölünür acılarım, gece düşlerimde

bir yağmur damlası süzülür,

soğuktur yanağımdan…

                                  ilçnegila





                   

Duracaksın 

 

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
alaycı kargaların sesini
dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
alacaksın.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman, “dinlenin biraz” diyeceksin.

Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
istiridyeleri açarak,
bir sevinç arayacaksın.
Hayaller kuracaksın.
Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
tenleri.
Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
gülenleri.
Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
sevdalarını, sevişmelerini,
özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
sıkıca kucaklayacaksın.

Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
Belki bir mektup alacaksın.
Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
kaybolduğunda,
tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
Gözcünün “kara göründü” diye bağırdığını hayal
edeceksin.
Kara, hiç görünmese bile,
hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
bileceksin,
çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

Her şeyini kaybetsen de hayallerini
kaybetmeyeceksin.
Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
o kadar kavrayacaksın.
Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
çok düşünürsen
öfken o kadar keskinleşecek.
Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
bir uçurum koyduklarında,
nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
Bir çiçek iliştireceksin yakana.
Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
En çılgın hayallerini...
En çağıltılı kahkahalarını...

Acı,
ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
öfke,
kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
keder,
yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
duracaksın,
durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
bakacaksın,
sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
kargaların sesini dinleyeceksin,
çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.

Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
düşüneceksin.
Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
bir zaman,
”dinlenin biraz” diyeceksin.
Onları, şefkatle dinlendireceksin.
Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.

AHMET  ALTAN

 

 



AyRıLık dA ßiTmeLi

Ayrılmamız neyi değiştirecek,
ayrılık yüreğimden silip

atabilir mi seni derdin.

KimbiliR?

Bu sana son yazışım.
Sözcüklere yüklemeye çalıştığım duygularım,
beyaz kağıtların keskin kenarlarıyla
nasıl da parçalanıyor böyle.

İlk kez yazmak böyle zor, anlatmak bu kadar olanaksız.
İçimde çağıldayan her şeyin,
sana doğru aktığını duyup ta bunu anlatamamak..

 Ne acı.

Oysa, seni her düşündüğümde, sesim,
zamanın ve mekanın olmadığı görünmeyen

ince ipeksi bir yolda ilerleyip kulaklarına akmadı mı?

Her düşündüğümde seni, yapmam gereken
sadece izlemekti.

Ruhumun sana akışı, o hızlı ama bir o kadar yavaş,
delice ama bir o kadar sakin,

coşkuyla ama nasıl huzurlu bir çağlamaydı onların hepsi.
Hemen duyardın, büyük kalabalıklarda,                     
iki kişilik yalnızlıklarda,

ya da gözlerin maviliklere kilitlenmiş.. Duyardın.

Hala duyuyorsun. Şimdi, şu an, seninle konuşurken,
ruhunda geziniyorum yine.

Baktığın yerden uzaklaşan bakışlarını,                      
o kimselere hissettirmediğin

bir anlık dalgınlığı, sadece anın yakaladığı o ince sızıyı…                                                           
Kapa gözlerini...


Sen hep duyacak mısın beni, ben hep anlatacak mıyım?                                     
Bilmiyorum.


Ama, madem ayrılanlar hala sevgili,
ayrılanlar hala sevdalı, bu ayrılıkta bitmeli…


Ayrılık..                                                                      
Ne çok korkardık bu sözcüğe yüklenen anlamdan.

Oysa şimdi anlıyorum ki, ayrılığın kendisi değil,
ayrılmakmış asıl zor olan.

Ayrılmayı başarana kadar yaşanılanlar,                                                                      
 o kanatan acıtan korkulu bekleyişler…


O kopuşu yaşamak, artık başka biri değil,  
sen olan o varlığı olduğu yerden çıkarmaya çalışmak,

ağlayarak git artık içimden diyebilmek,                     
ama daha derken pişman olup hayır kal ne olur
diye yalvarmak…

Ne kadar zordu,biliyor musun?                                                                 
Öyle içimdeydin ki, seni ordan çıkarmak kendimi
paramparça etmek demekti.


Ayrılık…                                                                                                   
O kanlı zafer…                                                                                                                             
Şimdi paylaştığımız işte bu.

İçimizde o boşluğun büyük acısı,

 yüzümüzde birbirimizin kanı var hala…

Sevgilim,
Sevgilim diyorum son kez sana.                                                                                             
Bir daha
demiyeceğimdendir bu,                                  
ve bir daha yazmayacağımdan.





Tarih: 19:43, 27/11/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ŞİİR YÜKLENDİĞİ ANLAMLARI TAŞIR KÜSKÜN GÖNÜLLERE


Ardıç Kuşu ve Sevda

Yüzünü biriktiriyorum şimdi

çünkü ben, bir ardıç kuşu gibi

kendi ölümüyle beslenen

güncesi ayrılıklarla dolu

ve teni her yaz

ayrı güneşlerde yanan bir çocuğum.

 

Ne kadar alışkınım bilsen

yazılmayacak mektuplar için                                                                               

adresler alıp-vermeye

yılların yorgunluğuyla sararan

silik, umarsız, gizini saklı tutan

ve bir daha yaşanmayan resimlere.

 

Yüzünü biriktiriyorum. Çünkü yüzün

bir sevda tohumu şimdi.

Geçerken ürpertilerle karanlıklar içinden

tutsak ve ağzımıza sığmayan dillerimizle

geçerken gecenin pususunda bir ırmaktan

bütün özlemleri tadan, bütün romanlarda

yeniden dünyaya gelen o çocuk

ağlıyor arkamdan

beni bırakma.... Bırakma beni....

 

Kaç kişinin gücü yetmiştir

yasaklanmış bir aşkı savunmaya....

Yüzünü biriktiriyorum şimdi.

Soyları kocalarının adında eriyen

göçmen kadınlar gibi, hüzünlü ve sesim titreyerek

ne kadar alışkınım bilsen

bütün kanamalara.... gülümseyerek.

 

Bir ardıç kuşuyum ben

toprağa düşeceğim bir gün

içimde çimlenen tohum çatlatıp yüreğimi

ağaca dönsün ve yüzyıl yaşasın diye

hiç ardıma bakmadan öleceğim.

 

Yüzünü biriktiriyorum şimdi.

Zerrin Taşpınar

 

Dertlerini Denize At,

Ne Kadar Hafif Olduklarını

Göreceksin …  

DOĞRU  SÖZE  NE DENİR?

Dünyanın en iyi şairleri
İskoç şairleridir ve
İskoçların bu en iyi şairleri,
bırakın şiiri bir yana,
tek bir mısra bile yazamadan
göçüp gitmişlerdir,
çünkü askerlerin
savaş meydanını                                                                   terk ettiği bir

ülkede,                                                                            şairler savaşır.


Akşam

Kasım 1919 

Yağmurlu ve soluk külrengi akşam,

yürüyor her şey.

Kurumuş ağaçlar.

Kimsesiz odam.

Açılmamış kitap,

eski resimler…

Bir hüzün sızıyor mobilyalardan

ve ruhumdan.

                               Belki

yok Doğa'nın bana göstereceği

kristal göğsü.

İşte yüreğimin eti acıyor

ve ruhumun eti.

                    Ben konuşunca,

sözlerim havada kalakalıyor

suda mantar gibi.

Gözlerin içindir

çektiğim acı,

geçmişin acısı

ve geleceğin.

Yağmurlu ve soluk külrengi akşam,

yürüyor her şey.

 Federıco Garcıa Lorca

                    


Tarih: 22:17, 13/11/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BEKLERSEN ÇALAR KAPINI AŞK YENİDEN

..birazda Ümit Yaşar OĞUZCAN

HER GÜN SENİNLE

Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan

Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...

Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi
Kopup ötelerden, ötelerden
Yalnız bana geleceksin
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin.

Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm
Sende buldum erişilmez hazları
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan
Duyguların en ölmezini sende duydum
Susuzluğum dudaklarında dindi
Yalnızlığım ellerinde
Çoğu gün unuttum açlığımı
Sende doydum...

İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Seninle geçtim bütün zamanlardan
Seninle var oldum
Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem,
Değişir gözlerinin rengi
Yanar dudakların, terler avuçların
Dökülür kapkara aydınlık gibi
Omuzlarına saçların
Gitgide artar kalbinin vuruşları
Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Ansızın bütün sesler kesilir
Zaman durur
Bir baş dönmesi başlar o en yükseklerde
Her gün seninle yeniden var oluruz
Eriyip kaybolduğumuz yerde...

Sesini duymadığım gün
Yaşanmış değil
Açan çiçek değil
Öten kuş değil
Yüzünü görmediğim gün
İçimde yıldızlar sönük
Güneşler güneş değil
Seni sevmediğim gün
Seni anmadığım gün
Olacak iş değil...

Her günüm seninle geçsin
O güneşe en yakın
Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Uzaklarda, en uzaklarda
O gemilerin uğramadığı limanlarda
Işığım ol, alınyazım ol benim
Vatanım ol, evim ol
Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Her günüm seninle geçsin...

 

MEKTUP             

  ''içimde ki cennet dünyaya''

İstersen mutlu oluruz seninle
Evimiz ve çocuklarımız olur
Yemek pişirirsin kendi elinle
Kalplerimizde esenlik ve huzur
İstersen mutlu oluruz seninle
Birbirimiz için yaratılmışız
Ruhlarımız düşüncelerimiz bir
Bizim gibi olur çocuklarımız
Ben şair, sen baştan ayağa şiir
Birbirimiz için yaratılmışız
Ayrılık olmaz fikirlerimizde
Kahkahamız ta uzaklardan duyulur
Mutluluk parıldar gözlerimizde
Rüyalarımız bile aynı olur
Ayrılık olmaz fikirlerimizde
Ne hayaller kurarız uzun uzun
Üzüntüleri atarız bir yana
Gizli bir şeyi kalmaz ruhumuzun
Bütün şiirlerimi okurum sana
Ne hayaller kurarız uzun uzun
Kim ne derse desin mutlu oluruz
İçimizde ümit, arzu teselli
Bende aşk ve sende güzellik sonsuz
Aşkımız gözlerimizden besbelli
Kim ne derse desin, mutlu oluruz!

 

 MEKTUP ll                  ''unutulmazıma'' 

Biliyor musun
Senden ayrılalı sakal bıraktım
Zamanının akışına koyuverdim kendimi
Gömleklerim kolalı değil artık
Pantolonum ütülü değil
Ayakkabım boyalı değil
Öylesine değiştim ki
Görsen tanıyamazsın
Sabahları gün doğarken kalkıyorum
İlk işim bir sigara yakmak oluyor
Ve bir süre denizin hışırtısını dinliyorum
Sonra, apansız sen geliyorsun aklıma
Gözlerin, dudakların, ellerin geliyor
Şimdi nerdesin kimbilir
Yatağında uyuyor olmalısın
Artık beni görme rüyalarında
Korkarsın.
Mevsim sonbahar malum ya
Serde de kör olası şairlik var
Boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum
Ağaçların yaprakları dökülmeğe başladı
Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden
Kuşlar durmadan göç ediyor
Ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı
Tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum
Ve diyorum ki
Sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı
İşte böyle
Günler, haftalar geçip gidiveriyor
Saçım, sakalım birbirine karıştı
Yine de her geçen gün
Kendime biraz daha alışıyorum
Ve biliyor musun
Unutamayacağımı bile bile
Seni unutmaya çalışıyorum...

 

BİR GÜN KAPINA GELSEM

Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum
Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
Be ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum
Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum!

 

UNUTMA Kİ                ''unutamadığıma''

Sen uykusuzluk nedir bilir misin
Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
Gözlerini tavana dikip
Düşündüğün oldu mu bütün gece
Ve bütün bir gün
Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
Gelmeyince
Seni aramayınca
Ölesiye ağladın mı
Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
Ona ait ne varsa
Bir bir hatırladın mı

Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın vakarı içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda, tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Eskimiş bir gömlek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyunca yürümekten
Elin ayağın yoruldu mu

Sen yalnızlığın acısını bilir misin
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevdiğinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü
Yanan başını
Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
Sen her gün bin defa öldün mü

Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğun koynuna bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven isimsiz bir kahramandır
Unutma ki
İnsan; sevebildiği kadar insandır..

 

     Ümit Yaşar OĞUZCAN

 

 

 



Boşuna   Değil

 

Boşuna değil
Her dakika seni hatırlayışım
Boşuna değil her akşam
İçime bir garipliğin çökmesi
Bu şehrin bütün sokaklarında
Yana yakıla seni aramam boşuna değil

Boşuna değil pazarları sevmeyişim
Durup durup içimin kararması
Gözlerimin dolması apansız
Boşuna değil
İnan boşuna değil sevdiğim
Bu dalıp dalıp gitmeler
Bu dayanılmaz özlem
Bu sevda boşuna değil

Kolu kanadı kırılmış bir serçeyim
Senden uzakta
Suyu kesilmiş bir çeşmeyim
Bir gece lambasıyım kırlmış,sönük
Biliyorum
Her şey seninle güzel
Her şey seninle büyük
İnan sevdiğim inan
Yıllardır aradığımsın
Ömür boyu beklediğimsin
Ben bir martıyım yalnız, küçük
Sen dalga dalga denizimsin

Koşmak sana doğru
yaşamak senin için
Ve katlanmak her şeye seninle
Tek başına değil
İnan,sevdiğim inan
Seni bunca sevmem
Boşuna değil

Ümit Yaşar Oğuzcan



Tarih: 12:37, 22/10/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->